Ocak Ayında Datça’da Açık Denizle Buluşmak
- Taha Engin
- 23 Oca
- 3 dakikada okunur
Datça’nın eşsiz doğasını, berrak ve masmavi denizini görmek ve benim için artık ikonik hale gelen Ocak ayında yapılan açık deniz yüzme yarışına bir kez daha katılmak istedim. Datça Açık Deniz Kış Yüzme Maratonu, benim için yalnızca bir spor etkinliği değil; konfor alanının dışına çıkmanın, kendinle yüzleşmenin ve yeniden başlamanın somut bir karşılığı...

Datça’ya arabayla gitmeyi seviyorum. Sanırım bu, yol yapma isteğiyle doğru orantılı bir tercih. İş, güç ve sorumluluklar nedeniyle Perşembe günü öğleden sonra yola çıkabildim. Gece saat 03.00 civarında Datça’daydım. Kısa bir dinlenme, kahvaltı ve ardından sahilde ayakları uzatıp denizi izlemek… Sessiz sokaklarda dolaşmak, kalabalıktan uzaklaşıp sadece iç sesi dinlemek için Datça her zaman doğru bir adres.
Uzun bir süredir — bir seneden fazla — açık denizde herhangi bir yarışmaya katılmamıştım. İçimde fark ettiğim bir boşluk oluşmuştu. Bu boşluğu doldurmak, kendime net bir hedef koymak ve senenin ilk yarısını kaçırmamak için Datça’da yapılan bu yarışa katılmayı planladım. Aslında Pazartesi gününe kadar gidip gidemeyeceğim kesin değildi. İş temposu ve belirsizlikler vardı. Ancak kaydımı daha önceden yaptırmış olmam bana ciddi bir rahatlık sağladı. Geriye sadece o kararı uygulamak kalmıştı.
Yarıştan bir gün önce takımın suya gireceğini öğrendiğimde sahile sadece birkaç dakikalık mesafedeydim. Bazıları çoktan denize girmişti. Ben bu faaliyete yalnızca ayaklarımı sokarak katıldım; bana fazlasıyla soğuk geldi. Kendi kendime “Bugünlük bu kadar yeter” dedim 😄
Burada şunu özellikle belirtmeliyim: Soğuk suyu sevmiyorum. Yazı kışı yok bunun. Ama tam da bu yüzden buradaydım. Zor olanı seçmek, rutinin dışına çıkmak ve kendime meydan okumak için.

Yarış günü hava gerçekten çok güzeldi. Zaman zaman güneş çıktı, rüzgâr yok denecek kadar azdı, dalga ise neredeyse hiç yoktu. Su sıcaklığının 19°C olduğu söylendi. Son 5 yılın Ocak ayı ortalamalarına bakıldığında Datça’nın bu dönemde ne kadar istikrarlı olduğu da görülüyor.
Sabah 08.00’de uyandım. Bir parça muz ve biraz suyla yetindim; açıkçası biraz daha su içmeliydim. Saat 11.00’de yarış başlayacaktı ancak yarış öncesi süreç uzundu: chip dağıtımı, kayıt kontrolleri, numaraların yazılması, parkurun defalarca anlatılması… Beklerken bir miktar üşüdüm. Önce 5 km yüzücüler start aldı, birkaç dakika sonra 1500 metre yarışı başladı.
Su girişi taşlık değildi; kumluk ve oldukça rahattı. Su soğuktu. Doğrudan atlamayı tercih etmedim. Bir noktadan sonra artık tamamen sudaydım. Soğuk su ilk anda nefesi düzensizleştiriyor. Bu yüzden birkaç dakika düşük tempoda yüzerek sakinleşmeye, nefesimi düzene sokmaya odaklandım.
Ardından sağ arkadaki dönüş dubasını hedef alarak orta tempoda ilerlemeye başladım. Sağdan çok hafif bir dalga geliyordu ve beni sola doğru itiyordu. Bunu fark edip sık sık duba kontrolü yaparak düzgün bir rota tutturdum. Dönüş dubası oldukça net görünüyordu. Aynı tempoyla ilerledim. Bu sırada suyun ne kadar temiz ve berrak olduğunu düşünmeden edemedim. Harika bir mavi, dibi rahatlıkla görmek mümkündü.

Dönüşten sonra tempomu biraz artırdım. Açık denizde genelde uyguladığım bir planım var: mesafenin ilk yarısını kontrollü ve düşük güçle geçerim. Kendimi kontrol ettikten, her şeyin yolunda olduğunu gördükten sonra gücümün bir kısmını saklayarak hızlanırım. Bu yarışta da aynen böyle oldu. Düz bir hatla çıkış noktasını hedefledim ve parkuru tamamladım.
Saat kullanmak yasaktı. Saatimi çalıştırıp yüzme şamandıramın içine koymuştum. Sonradan kontrol ettiğimde yüzme hattımın oldukça düz ve net olduğunu görmek beni mutlu etti. Saat verilerine göre 1635 metre yüzmüşüm. Çok fazla üşümedim; yalnızca sol kolumda hafif bir soğukluk hissettim. Bu noktada 5 km yüzen tüm sporcuları büyük bir saygıyla selamlıyorum.

Datça’daki bu yarışa ilk kez 2024 yılında katılmıştım. O yıl yaklaşık 220 sporcu start almıştı ve parkuru 38 dakikada tamamlamıştım. Bu yıl ise yaklaşık 600 yüzücünün Datça’ya gelmesi, organizasyonun ne kadar büyüdüğünü açıkça gösteriyordu. Aynı parkurda bu kez biraz daha yavaş yüzmüş olsam da, uzun bir aradan sonra yeniden start alabilmek ve parkuru sorunsuz tamamlamak benim için asıl kazanımdı.

Sudan çıkar çıkmaz su içmek istedim, ardından hızla ısındım. Ayhan ve Gamze Esen’in organize ettiği yemek gerçekten harikaydı. Misafirperverlikleri, enerjileri ve güleryüzleri günün en güzel detaylarındandı. Takım arkadaşlarımın dostluğu ve takım ruhu ise bu deneyimi çok daha anlamlı kıldı. Bence en önemlisi; birlikte olmak, birlikte keyif almak ve bu süreci paylaşabilmekti.

Dışarıdan bakıldığında “alt tarafı 1500 metre yüzdün geldin” denebilir. Evet, kağıt üzerinde çok uzun bir mesafe değil. Ama benim için bu yarış; kış ortasında nispeten soğuk bir denize girmek, kendimle mücadele etmek, uzun bir aradan sonra yeniden start çizgisine gelmek ve parkuru sorunsuz tamamlamak demekti. Aynı zamanda arkadaşlarla bir arada olmak, yoğun iş temposundan ve şehirden uzaklaşıp biraz nefes almak, yol yapmak ve yaptığım işten yeniden keyif almak anlamına geliyordu.
Bu yarışta derece ya da süre değil; devam edebilmek, vazgeçmemek ve kendime verdiğim sözü tutmak önemliydi. Bunların hepsini başardığımı düşünüyorum. Ve belki de en değerlisi, Datça’nın o sakin maviliğinde kendime bir kez daha şunu hatırlattım:

"Önemli olan ne kadar hızlı yüzdüğün değil, suya girmeye cesaret edebilmen."
Selam ve sevgi 🐙
Yazı: Master Yüzücü Eray Gençaydın





Yorumlar