top of page

Because I can!

Yazı: Master Yüzücü Begüm Kaptanoğlu


Bu sene içerisinde yüzlerce kez Meis’ten Kaş’a yüzeceğim dedimse de bunu ilk kez kendime ve etrafa sesli ne zaman dediğimi, bu fikrin aklıma ne zaman düştüğünü hiç bilmiyorum.


Yüzme İdman Yurdu ile antrenman yapmaya kesintili olarak Haziran 2023, resmi olarak 2023 Eylül-Ekim gibi başladım. Yüzme geçmişi 3-4 aya dayanan biri olarak bu parkuru ilk yıl hedeflerim arasına koymam bir aymazlık gibi duruyordu. Taha’nın planlı programlı bir biçimde yarışa hazırlanabileceğimiz yeterli sürenin olduğunu söylemesi ile fikrim ilk aşamada deli cesaretiyken o noktada ayakları yere basan bir hedefe dönüşmüş oldu.

 

Müsabık formundaki çelişkili ifadelerim dolayısıyla yarışın WhatsApp grubuna alınmam çok uzun sürmüş olsa da ılık ılık antrenmanları artırmaya, ek kuvvet antrenmanları yapmaya, hafta sonu daha sis şehrin üzerinden kalkmadan Şile’ye havuz antrenmanına gitme gibi çılgınlıklara kalkışmaya başlamıştım.


Bir başka hedef olan sigarayı bırakma hedefimi de bu sürecin içerisine alıp Mart’ta sigarayı da bırakmıştım. Gönül isterdi ki nefesim açılsın, sualtından daha az boğularak çıkayım ama onun yerine sadece iştahım açıldı :) 


Neyse, alkolsüz ve sağlıklı bir beslenme düzenine geçme çabasına da tam uygulayamasam da bu vesileyle geçtim. Yüzmenin yanı sıra gönül verdiğim başka sporlar da olduğu için haftada minimum 10 antrenman yapar bir hale geldiğimden kışımın çok sosyal geçtiğini söylemem zor. Böyle böyle haftada en az 4 saat suda kalarak, arada kara antrenmanlarını aksatmamaya çalışarak, ara sıra mini sakatlıklar geçirip soluğu fizik tedavide alarak Haziran’a kadar geldik. 


Haziran başındaki Likya açık su kampında sıcak ve tuzlu suyun dayağını bolca yedikten sonra bayramda çok da antrenman yapamadan, yarışa son bir hafta kala İstanbul’da 3-4 havuz antrenmanı ile yarış öncesi Cuma akşamüzeri Kaş’a vardık. 


Kaş’a ayak basar basmaz, o saatte varabilmiş olanlarla Küçük Çakıl’da toplanarak Taha önderliğinde mini bir antrenman yaptık. Denizin dalgası dayak gibi yol yorgunu bedenimizi paralarken, bir yandan da mental olarak “ben neden bu kadar yoruluyorum şu anda” sorusunu zihnime ekiyordu. O akşam karbonhidrat yüklü, dolayısıyla neşeli yemeğimizi yiyip erkenden yattık. Klima ile uyumak istemeyip cam açık yatmak gibi bir cahillik yaparak Kaş’ta sabaha kadar birbirinden bayrak devralarak sürekli çığlık atan insanlar olduğunu öğrenmiş, neredeyse hiç uyumamış oldum. 


Ertesi sabah mini sabah antrenmanını, öğleden sonra navigasyon turunu, navigasyon turu sırasındaki “az bi suya girelim”den “hadi az daha yüzelim”e evrilen açık su antrenmanını da yaptıktan sonra, akşam teknik toplantı çıkışı yorgunluktan bitmiş halde otele gelip bu sefer klimayla ama aklımda bin bir soru ve endişe ile uyumaya çabaladım. Çok da uyudum diyemem, garip rüyalar ve kesik kesik uyuma sonrası sabah 5.30da kalkıp basit bir kahvaltı ile feribota doğru grup olarak yola çıktık. 


Her yarışta olduğu gibi yarış başlamadan önceki organizasyonel sıkıntılarda beyaz yakalı zihnim bana burada otel terlikleri ile sabahın 6’sında ne yaptığımı soruyordu. Bir yandan numara stickerlerım hatalı basıldığı için yapışmamış olduğundan kalem arıyor, bir yandan Ali’nin swimbuoyu koptu diye onu yedeğe geçmeye ikna etmeye çalışıyor, bir yandan Brenda’nın pasaport memuru tarafından sürüldüğü yokuşlardan kurtulmasına yardım etmeye çabalıyor, bir yandan da feribot kaptanından yağlı yağlı korkuluklara dayanmamam gerektiği konusunda brief alıyordum ki kendimizi Meis limanında bulduk. 


Yarış başladığı andan ilk 1 km’ye kadar defalarca bu yarışta ne işim olduğunu sorguladığımı itiraf etmem lazım. Alışkın olmadığım şekilde iskeleden başlayan yarışta herkes suya üst üste atlamıştı, ve asla arbededen kurtulamıyorduk. Samet ve Mehmet ile birlikte yüzmeye çalışacaktık, böyle planlamıştık, planımız tıkır tıkır işledi, atladıktan sonra 1 kere bile Mehmet’i görmedim! Samet ise benim içerisinde olduğum girdabı görmüş olacak ki o anlarda bana 5 mtgibi görünen kolunu yukarı kaldırarak buradayım diye işaret ediyordu sık sık. 


Limandan açık denize birlikte çıkabilmeyi başardığımızda sakinledim, insanlar yavaş yavaş dağılmaya başladılar. Benim için yarış orada başladı diyebilirim. Samet’i yanımda, balonunun rengine bakarak Sidre olduğundan şüphelendiğim bir diğer yüzücüyü de soldan nefes alırken az arkamda görerek rahatlamış bir şekilde yüzüyordum. Jel süresini ayarlamakta zorlandığımı söylediğim için Samet beni bir noktada durdurdu, suda sanki pikniğe gelmişiz gibi güzelce beslendik, o sırada Sidre yanımıza yaklaştı, ona de seslendik, sonrasında üçlü yüzmeye başladık. İkinci yemek molasına kadar müthiş bir keyifle yüzdüm. Hem rotayı net bir şekilde görüyor, hem sudan hiç tedirgin olmuyor, hem de pace’imi ayarlayabiliyordum. İkinci beslenme için durduğumuzda akıntıya kapılmış ve kaymaya başlamıştık. Stratejik olarak yüzmemiz gereken yönü konuştuk sağa kayarak yüzmeye başladık.


Geçen ay teniste sakatladığım omzum kendisini belli ederek, akıntının kulacımdan daha güçlü olduğunu hatırlatmaya başlayınca kendimi hırpalamamaya ama çok da akıntıya kapılmamaya çalışarak biraz yavaşladım. Sidre ve Samet gördüğüm kadarıyla önümdelerdi, onları takip etmeye başladım. Finish’i gördüğümde yanıma yaklaşan bir yüzücünün benimle aynı hızda yüzmesi nedense içimde gaza basmam gerektiğine dair bir alarma neden oldu, sonra baktım mayosuna, yüzücü erkek, rekabet etmeme gerek olmadığına karar verip kendimi çok zorlamadan onunla eşzamanlı olarak finish’e ulaştım. 


Merdivenlerden çıktığımda Göktuğ elinde kamerası beni bekliyordu. Yarışlarda sudan müthiş güzel pozlar vererek çıkan insanlara hep özenmişimdir, benim tüm yarış finish pozlarım insanlara yüzmeyi bıraktıracak nitelikte olduğundan, bu sefer en azından biraz gülümsemeyi başardığım için kendimi çok çok kutladım. Taha’yı gördüm, nasıl olduğumu sordu, üç beş gerekli olmayan değerlendirmemi kendisi ile paylaştıktan sonra aklımın çalışmadığını anlamış olacak ki eline sağlık, hadi karpuz al, su iç dedi. :)


Bir yandan da Samet’i görüp aslında takip ettiğim kişinin o olmadığını anladım, başka birini o sanarak yüzmüş ve yarışın son kısımlarını bu şekilde tamamlamıştım. O sırada Bodrum’dan desteğe gelen can arkadaşım Gülfem elinde buz gibi bir soda ile koşageldi. Yarış boyunca hiç su içmediğim için hayatımın en iyi 3 dakikalık plaj duşunu alıp, en güzel 1 litre suyunu, en doyurucu sodasını içtim. Az kendime gelince tüm takımın sudan çıkışını izleyip tezahürat yaparak son ana kadar yarışın keyfini çıkardım. Günün gerisi neyi başarmış olduğumuzu tam da anlamadan, birlikte vakit geçirerek, kutlayarak, bol bol gülerek geçirdik. 


Şimdi olayın heyecanı geçmiş, mutluluğu tazeyken değerlendirdiğimde yarışın giriş, gelişme ve sonucuna dair notlarım şöyle;


• Taha yarışın ilk değerlendirme toplantısında, buradaki herkes bu parkuru hazırlandığı takdirde rahatlıkla yüzer demişti; harfi harfine doğruymuş.

• Bir daha olsa bir daha yüzer miyim? Hemen seneye değil ama evet. 

• Kerteriz İdman Yurdu kurulursa, haftada banko 2 antrenmanına giderim. 


• Yarışı tamamladığımda hissettiğim mutluluk ve rahatlama hissi üniversite sınavı iyi geçmiş bir liseli gibiydi, bu duyguyu tekrar tatmak isteyen herkese bu parkuru tavsiye ederim. 


• Bu yarışa tek başıma ne hazırlanabilir ne de yarışı keyifle yüzebilirmişim. İyi ki takım var!İyi ki YİY var!


• Yarış öncesi bana sıklıkla sorulan bir soruya an itibariyle net bir yanıtım var;

-İnsanların feribotla gittikleri bir yere neden yüzüyorsun?

-Because I Can!

182 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page